Fare İmleçleri kodları
Myspace, Myspace Graphics, Myspace Backgrounds



Seven Adam Ve Papatya

19/8/2007

Sevgisiz insan, bir gün şans eseri bir çiçek bahçesinde bulmuş kendini, bahçedeki çiçekleri hiç düşünmeden ilerlemiş bir süre. Bir düzlüğün ortasında mola vermiş bir ara. Etrafına bakmış bir süre, hiç bir çiçek bir şey ifade etmemiş ona. Sonradan yıkılan bir ağaç görmüş ve onun yanında bir papatya. Papatya kendinden emin, o köşede yıkılan ağacın yanında çıkan rüzgara göğüs geriyormuş.Papatya o kadar güzelmiş ki...Sevgisiz insan sevgiyi tanımış. Buna şaşırmış. Alışamamış,
ne yapması gerektiğini bilememiş. Pek tabii bildiğini sanmış... Papatyayı sevmiş, okşamış, rüzgar ona zarar vermesin diye araya girmiş oturmuş... Papatya bir süre tekrar dikleşmiş. Papatyanın zarar görmesinden öylesine korkuyormuş ki, böylesi bir güzelliğin sonsuza dek sürmesini, o kadar çok istiyormuş ki... Papatyanın, ellerine dokunduğu her an, onu hissettiği her an kendini dünyanın en mutlu insanı hissediyormuş... Sevgiyi öğrenen adam, gerek papatyayı korumak için gerekse ona olan doyumsuzluğundan dolayı papatyayı koparmayı ve yanına almayı istemiş. Onu bu bahçeden koparmak ona çok doğru gelmiş çünkü, onu yanında hep koruyabilecek, sevebilecekmiş. Papatyayı hiç düşünmeden çekmiş, koparmaya çalışmış, papatya buna direnmiş, direnmiş. Seven adam anlayamamış bu direnci, daha da güçle yüklenmiş papatyaya. Aklı o zaman neredeymiş, kim bilir...
Papatya gün geçtikçe solmuş, solmuş... Adamın gölgesi onu öyle bir kapıyormuş ki, soluk almasını engelliyormuş. İşin garibi adam bunu görsede anlayamıyormuş, papatya soldukça üzerine daha çok titriyor, iyice kapıyormuş güneşini. Sevmeyi yanlış öğrenen adam, en sonunda dayanamamış ve papatyayı tüm gücüyle kendine çekmiş. Tüm dünyaya ne mutlu.. Ve o salak adama ne mutlu ki, papatya herşeye rağmen direnebilmiş gücü kalmasa da. Ama bu direniş o kadar büyük bir güç gerektirmiş ki, o herşeyden çok sevdiği papatya boynu bükük kalmış... Seven adam işte o noktada her şeyi
görmüş ve anlamış, yaptığının acısı ona öyle bir koymuş ki, sendeleyip yere düşmüş. Hayatında tanımadığı acıyı çekmiş adam. Hayatta kendini ilk defa haksız, ilk defa bencil, ilk defa küçük hissetmiş. Ağlamak para etmezmiş, üzülmekte. Güneş de hemen fayda etmezmiş papatyaya. Sevmiş adam, bir çiçeğe nasıl davranması gerektiğini görmüş gözündeki perdeler kalkınca... Ağlayarak çiçeğin yanında durmuş, rüzgara karşı kendini siper etmiş yine ama çiçeği ne koparmaya çalışmış bir daha, ne de üzerinde gölge etmeye... Papatya, tekrar mutlu bir şekilde bütün asilliğiyle ve gücüyle dimdik ayakta durana kadar bekleyecekmiş öylece, yakınında olacakmış çünkü, çiçeğin ona ihtiyacı olacağı bir zaman olursa o da o anda çiçeğinin, papatyasının yanında olacakmış. Seven adam, papatya onu bir daha hiç sevmese bile, onu sonsuza dek sevecekmiş, çiçek isterse uzakta, çiçek isterse yakında... Çünkü seven adam için değerli olan tek şey varmış, o da çayırda tek başına ayakta durmaya çalışan eşi benzeri olmayan güzellikteki o tek papatya.

Yorum (8) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Balıklarda Ağlar

19/8/2007

Aslında denizler mavidir bilir misin ya da biraz yeşil... Griye bulanmış sulara , siyaha bulaşmış derinliklere deniz demeye dilim varmıyor benim. Varnalının kızıyım ben. Geldiğim yer Suyun öte yakası. Kanım ayak uyduramıyor kasvetine Anadolu'nun. Hüzün kokusu alıyorum buram buram dağlarda uçuşan martılardan.Düşlerimdeki bembeyaz martılar; dünya barışının beyaz güvercinlerine inat, huzurla yüzerlerdi bir zamanlar, maviliğinde içimin denizlerinin... Artık içimi temelli terk ettiklerini keşfetmiş bulunuyorum.Zaten çoktan, çağdaş resimden çıkarılıp atıldı bulutların kenarına iliştirilen martı siluetleri.Şimdi tuvallerden siyah kargalar sarkıyor salkım saçak. Sebebini merak ettim bir süre ve sonunda çözdüm.Entelin biri açıklayıverdi sıvazlayarak keçi sakalını. "Martılar çöplüklerde uçmaya alıştılar denizi terk ettiler….ve onlar artık çevre kirliliğinin bir simgesi" dedi ve asla resme giremezlermiş kirlenmiş beyaz giysileri ile.Nasıl mantık ama! Tüm yaşamım boyunca; bu tür keskin ve zeka ürünü tanımlamalar yapabilmeye özenmişimdir. Oysa ki fazla zeki biri değilim. Bu yüzden içim sızlayarak martıların giysilerini temizleyebilmeyi düşlüyorum.Hala! Denizimin kokusu..denizimin kıyısı… mavisi.. biraz da yeşili….nerede şimdi ? Hışırtısını dinleyemediğim dev dalgaların. Yüzümde serpintisi dolaşamadığında tuzlu rüzgarın ve başlıyorum usuldan. Yaşam bu mu ya da başka bir deyişle bu yaşamak mi, diye. Hem bilir misin ki balıkların sesi çok neşelidir aslında. Ağız dolusu seslenirler birbirlerine kaygan derilerine tutunmuş yaşamlarının gücü yettiğince. Denize düşme talihsizliğine uğramış bir simit parçasını paylaşmaya çağırırlar birbirlerini. Ve bu seslenişle bilirler ki her boyda balık gövdesi icabet edecek bu çağrıya. Ve yine bilirler ki büyük balık küçük balığı yutar. Ama seslenişleri donmaz dudaklarında. Islak gövdelerindeki kıpırdaşma; yaşam kavgasının erdemine dönüşüp yüzgeçlerinde soluklanır ve belki de; son bir kuyruk darbesine takılır kalır. Ama ne gam. Sudaki yaşamda gam yoktur bilir misin? Yeter ki suyun içinde olmaması gereken bir nesneye tutunmasın yazgıları. Bir olta iğnesine kanmak ve çırpınmak, gergin misinayı sallayarak. Yazgıları değildir aslında. Ya da olmamalı. Şimdi kirli ve pis bir kentteyim. Sevda, paslı iğnesine takmış zokayı… Misina gergin. Yazgım bu değil aslında. Ya da olmamalı. Bana ait olmayan havalarda soluk almayı bilmiyorum. Ben Rahimdeki suyun usta dalgıcıydım. Şimdi ise; yüreğimdeki cenin, yüzgeçlerine sevdalı bir pirhena gibi, akciğer solunumuna geçmeyi reddediyor. Çok net olarak görüyorum ki; kıyılarımda sarı çizmeleriyle suya girmiş adamlar var. Ellerinde; kirli soluk ışıklarıyla göz kırpan gemici fenerleri ve ağırlaşmış ağlar, çığlıklar atıyorlar.O Sarı çizmeli adamlar var ya Varnalının kızı;işte o adamlar…Büyük balık küçük balığı yutar kuralını bile bozdular.Şimdi ise eğri büğrü gövdeleri ve kirli elleriyle ördükleri ağlarını topluyorlar. Ağlar gergin ve ağır. Yarı bellerine kadar suya girmiş adamlar sarı çizmeli.Ağlarında ise ; balıklar var. Sana, asla yanıtlamak zorunda olmadığın son bir soru daha sevdiğim. Balıklar da ağlar…. Bilir misin?
 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ÖzÜr Dİlerİm! Bu AŞk DalginliĞa Geldİ!

2/7/2007

Büyük yollar yürüyecektin benimle...

Oysa ben senin eşlik ettiğin kısıtlı saatlerde gördüm umut sarısını. Geçmişe sırtımı döndüğüme hayıflanmadım; karşımda sen vardın. Bir sevdanın siyah beyaz fotoğraflarına son anda ekledim senin büyümekte olan yüzünü. Gözlerin kıpır kıpırdı, sesin kıpır kıpır. Beklemediğim, mağrur bir olgunlukla bana beni anımsattın. Çok da değildim. Sana âşık olabilirdim. Büyülü bir gerçekliktin. Büyülenmiş... Geldiğimde yarımdı her şey. Şimdi tamamlanmıştı... Hissetmiştim.

Bu terkedilmişliğin hüznünü senin yüzüne, gözlerine emanet ediyorum şimdi. O hüznün hakkını en iyi sen verirsin.

Bana bana olsaydı adımların. Yorgun değil, bilinçli değil, öylesine, gerisini düşünme olmaksızın. Gelip gelip başın önünde, gölgemde durasıya, bilme bana geldiğini. Gölgemin serinliğiyle uyanıp başını kaldırdığında, bir sürprizin ışıltısı olsaydı gözlerinde. O zaman susarak sevebilirdin beni, eskitilmemiş cümlelerle...

Susmak bütün sözlerin toplamıdır, siyahın tüm renkleri sakladığı gibi. Ben ayıklarım o cümleleri, o renkleri. Bilirim neler anlatmak istediğini, bütün yaşadıklarımla. O zaman anlamını bulur, yaşadığım yıllar. Sevgiyle sürdürürsün susmayı.

Gözlerimi kapayıp o renkli cümbüşü, cıvıltıyı izliyorum şimdi, güneşe karşı, senin varlığının düşüncesine gönlümü yaslayarak.

İçimin sıkıntısı dışımdaki karanlığı koyulaştırırken, yaşamdan bezmenin anlamsızlığı, gereksizliği üzerine düşüncelere dalmak ne de kolay şu anda! Oysa senden bir ses beklerken beni zehirleyip öldüren akrep değil, yelkovandı yalnızca! Zor olacaktı bu aşkı terk etmek. Hüznün kör olası acısına dalıp çıkarak, aylardır umutla, özlemle, heyecanla beklediğim aşka değil, yalnızlığa yol almak… Bu istemsiz zorunluluk sayısız ayrılıkların arasına beni de katacaktı.

Bir aşk kimlerin yüreğinde yaşatırsa kendini, onların anılarıyla var olur.
Ağzımda ekşi bir tat, yüzüm buruşmuş; hak edilmemiş sözler dolanır durur dilimde...

Hatalar, ilgisizlikler, düşüncesizlikler sevgisizliktendir…

Ve bu sevgisizlik karşıdaki sevgiyi hırpalar.

Bugün hırpalanan benim... Sense hırpalayan...

Yani sevgi besleyen ben, onu kökünden koparıp 1 gün, 1 saat ya da 1 dakika yakasında gezdirip hevesini almayı tercih eden sen…

Oysa o sevgi toprağında olmalı, olduğu gibide kalmamalıydı... Büyümeliydi taa ki hakkını alana, karşılığını bulana dek...

Ben bugün biliyorum ki bu açıklamalar anlamsız. Ki tek bildiğimde bu sanırım...

Bana gelmedin, ben sana geldim... Bir nokta kadarda olsa karşımda senin olduğunu hissedebilmek adına fırsatlar yarattım ama…

Ama ben bu "AMA"lardan kurtulamadım.

Artık 3. şahıslardan duyuyorum duymak istemediklerimi. Ne acı...

Öldürmek için bilinçli-bilinçsiz çabaladığın heyecanımı, korumaktan aciz bir yıpranmışlıktayım.

Nereye kadarların, amaların, keşkelerin koynundayım şimdi....

Ben şimdi yalnızlığımla beraberim.

Ve sanırım bir tek o anlıyor beni...

Bir tek o yanımda oluyor...

Gözlerimde düşünmelerin sonuçsuzluğunun yorgunluğu, şimdi uyumak istiyorum.

Ruhen de, bedenen de...

Gecem Gündüz Oldugunda,Hasretine Hasret Kattığında,Her Sabah Uyandıgımda Seni Yanımda Bulamadımda Özlemin İçimde Büyük Bir Volkan Olduğunda Ne Olur Sevgilim Gel Artık Yanıma.......

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

..öyle bir yazı iştee......

1/7/2007

Yaşamak,gülmek,ağlamak,
Hep acı verici..
Yaşadım,güldüm,ağladım,
Ama hiç sevinmedim bu hayatta!..
Hayattan tek istediğim:sevmek ve sevilmek..
Ama bu hayat bunuda çok gördü bana;
Döndüm baktım eski zamanlara;
O eski zamanı yaşamak istedim,
Bşaramadım...
Hayattan hep nefret ettim...

Sevmek beni sevdirmedi;
Hep ağlattı,
Hep acı verdi,
Ama artık sevmiyceğim,
Çünkü hiç sevinmedim...
BU benim hayat nefretim!

Ama yinede biliyorum ki;
Hayat bu,
Bazen ağlatır,
Bazen güldürür,
Yaşamayı ve ölmeyi öğrenmeliyiz...

İŞTE BU BENİM HAYAT NEFRETİM!!!

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

...buyrun açılış yazımm umarım beğenirsiniz yorumlarınızı bekliy

1/7/2007

Yalnız kimse, kimseye günaydın diyemez.
Sofraya tek tabak, tek kaşık, tek çatal ve tek bıçak koyar.
Lavabonun boşalmasını beklemek zorunda kalmaz.
Hep tek kişilik bilet alır. Yan koltuk ya boştur ya da tanımadığı biri tarafından doldurulur.
Bütün konuşmaları kendi kendinedir.
Telefonunu sadece numarayı yanlış tuşlayanlar arar.
Posta kutusunda sadece faturalar vardır.
Sinemada filmi kimsenin elini tutmadan izler.
Işıkları hep kendi söndürür.
Aynasında sadece kendisiyle göz göze gelir.
Diş fırçası başkasının fırçasıyla asla karışmaz.
Kimsenin doğum gününü hatırlamak zorunda değildir, kimse de onunkini.
istediği kanalı izler ama aldığı zevki ya da duyduğu nefreti paylaşamaz.
istediği saatte yatar ama "Allah rahatlık versin" sözünü duymadan.
Sadece kendi dualarına "âmin" der.
Sadece kendine masaj yapar.
Sadece kendi ellerini ısıtır.
Sadece "kendini" düşünür, "kendini" dinler.
Kimseyi anlamaz, "kendisi" dahil.
Kimseden ismini duymaz, kimsenin ismini telaffuz etmek zorunda kalmaz.
Hiçbir şeyi paylaşmaz, yalnızlığı dahil.
Yalnızın herşeyi sırdır, her hatırası itiraf.
Kendini eleştirir kıyasıya, kendini yine kendisi savunur.
En çok çoraplarını kıskanır.
Yalnız, yalnız yaşar, ama yalnızca yaşamaz, aynı zamanda ölüdür.

KİMİNE GÖRE KRALIM KİMİNE GÖRE YALANIM KİMSE MERAK ETMESİN BEN ADAMINA GÖRE ADAMIM...

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

DOĞUŞTAN ÇARESİZ BİR HASTALIĞIM VAR HER GÖRDÜĞÜMÜ İNSAN SANIYORUM:)

SİZLERLE HARŞEYİMİ PAYLAŞMAYA GELDİM BUNDAN SONRA HEP BERABERİZZZ

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro